Usulca dönüverirken sokağımızın köşesinden bahar, yazın, Haziran’ımın ve birkaç günlük Olympos kaçamağının çok yakınlarda olduğuna bile sevinip heyecanlanacak vakit bulamazken… Sonunda ço...
Aylardan Kasım. Yaklaşmakta olan kış önce yüreğime uğruyor; buz gibi esiyor. Fırtına, kasırgalar… Otoritesini egosuyla besleyen acımasız bir lider gibi kasıp kavuruyor içimin dört bir yanını. H...
“Bakarak değil hissederek görmeyi öğreten Bilge Civelekoğlu Friedlaender Anısına” Zamanın o engin ve dipsiz lacivertinde, şu anımdan oldukça uzaklara doğru süzülen anılara yeniden erişme...
Kas, kas zarı, tendon, diz kapağı gibi bilumum gergin ve küskün varlıkları rahatlatmak için çilekeş bir yüz ifadesiyle “foam roller”la debelendikten ve mini esne-uzat-rahatlat seansından ...
Gün oluyor, devran dönüyor. Güneyden kuzeye uzanan yolların sonunda İstanbul’a çıkıyor sokaklar yine. İkibinyüz küsur kilometreler ve onlarca deniz mili ile arşınlanan yolculuğa bir de içsel ol...
Zaman 2 Mayıs 2011 diyor. O günlerde Arda hocanın deyimiyle kulüpte kimsenin yapmadığı sporu yapıyorum. Adeta quadriceps’ler ve hamstring’ler sarıyor dört bir yanımı. Lakin serde delilik ...
Bir yolculuk daha fotoğrafların gerçekliğince geçmişte kalırken ve Olympos’a dair hislerimi anlatacak kelimeler çok yavan gelirken, geçtiğimiz haftadan beri aralıklarla devam eden hummalı bir ç...
Uzunca aranın ardından özlem içerikli sitemler posta kutusunda, koca bir yılın ardından halen kabullenemediğini fark ettiği fibromiyaljisi ile sonu ve kazanını belirsiz bir mücadele içinde, son iki a...
Haziran’a, yaza ve güneye özlemler içinde, bir bahar yanılsamasının ardından hala kışla göz göze diz dize, zamanla yarışında hep çok adım geride, çelişkiler, sezgiler ve gerçekler dizgisinde zi...
Ve bahar güneş kılığında içimize süzülür. Her şey değişir dönüşür, devinirken… Anlar, yaşananlar bazen sakin bazen hızla akan bir nehir misali akıverirler hayatımıza. Sürekli bir koşuşturmaca v...
Son iki aydır cuma sabahları, evin içinde ışık hızıyla oradan oraya koşturarak, kendimi kaybederek, toplayarak, unutarak, bölünerek ve hatta çoğalarak, bir yandan duş alırken bir yandan da bir yumurt...
Hayatın her pikselini arşınlamak, anlamak, bilmek, keşfetmek isteyen bir kâşif ile bir pikselden diğerine, bir katmandan öbürüne sekerek maymun iştahlı diye yaftalanan kişiyi ayıran çizgiyi blur efek...
Hayatımıza giren bazı şeyler tam da zamanında mı çıkagelir, tutuverirler elimizden, en derinlerdeki, en uzaklardaki parçalarımızı gösterip, hatırlatıverirler, bir sözleriyle sarsar, içimize işlerler ...
Gerçekliği, göreceliliği, ölçülüp biçilebilirliği, bükülüp katlanabilirliği, geçmişten geleceğe mi yoksa gelecekten geçmişe mi süzüldüğü ya da kendi karmaşıklığına ağzı bir karış açık kalan bir adam ...
Eve dönüş yollarında, gecesine aşık olduğum şehri İstanbul’u bir araya getiren köprünün ortalarında bir yerlerdeyiz, radyoda; “… you are the land I’m the sea, … you are ...
Üç tekerlekli yerden bitme bisikleti ile başı sonu belli sokakta iki ileri bir geri turlarken, kafasını kaldırıp geceyi aydınlatan yıldızlara bakar çocuk, küçüktür daha hem de çok, yolun yarısı üçmüş...
Bebek adımlarıyla kollarımı günlük yaşantımın içine dahil etmeye başladığım, tencere tava gibi mutfak ağırlıklarını kaldırabildiğim, “tendonları esnet, çevresindeki kasları güçlendir” mot...
“Bir kayboldum sonra tekrar belirdim. Masallardaki gibi bir varmışım, bir yokmuşum. Huyum böyle aynı yerde hiç kalmamışım. Bir varmışım, bir yokmuşum…” diye devam ederken şarkı sözl...
Evimiz, yuvamız neresidir? Yaz kış ikamet ettiğimiz bir adres midir sadece? Yoksa tüm tatsızlıkları kapının ardında bırakarak sığındığımız bir liman mı? İçinde mutlu olduğumuz, yorucu bir günün ardın...
Uzunca bir aranın köşesinden çıkageldim nihayet. ”Evvel zaman içinde” diye başlamaz tüm hikayeler, benimki de… “Bir varmış bir yokmuş” diyerek başlayacağım bu kez. Uzunc...
Kalıcılığın gerçekte var olmayan sözde risksiz ve güvenli diyarından, olmayan şey’lere kendini adamış, olmayan şey’lere sımsıkı tutunmuş, olmayan şey’ler içinde kaybolmuş ve hatta h...
“8, karın kasları gergin, 7, boynunu koru, 6, haydi, 5, hareketi bırakma, 4, belini unutma, 3, 2, 1… bravooo, harekete devam, son 8! dinlenmek yok, diğer bacak, 8,7,6…” diye d...
Geldim geldim, burdayım; ceplerim, çantam, elim kolum ve dipsiz bucaksız zihnim hikayelerle dolu. Bu haftanın programında ufak bir değişiklikle elimde kalan, baktıkça yediğim, yedikçe yediğim Parmesa...
Evet evet doğru okudunuz; yemek heykeltraşları. Bir sanatçı gibi çalışabilen şeflerden değil, “yemek” ile çalışabilen sanatçılardan söz ediyorum; peynirden, tereyağdan heykellerin, çikola...
L’Art Du Fromage ile ilgili önceki yazımın ardından posta kutuma friendfeed üzerinden düşüveren bir mesaj; -Hmm, Rani keşke yapsa böyle bişey… Rani’ye gittin mi hiç?- Rani’ye hiç gi...
Son iki aydır O’nla aramızda neredeyse bir ritüel haline gelen ballı kaymaklı Rumeli Hisarı kahvaltıları dönüşü görüyoruz; siyah kumaş zemin üzerinde yazan Baylan’ın habercisini. Gidiyor...
İngiltere’nin ilk “peynir” restoranı L’Art Du Fromage Londra’da açıldı. Restoranda sunulan neredeyse 100 çeşit peynir her hafta Lion’dan geliyor. Sağı solu dört bi...
Welcome to WordPress. This is your first post. Edit or delete it, then start blogging!
Ve koca bir yıl geçer… snOw eggs ilk yılını geride bırakır. Blog yazma süreci açısından değenlendirirsem hayır, rüzgar gibi geçmedi:) Emek, zaman, sabır, sezgi, kabullenme, paylaşma, destek olm...
Nedir bu kelimeye olan tutkum, nasıl bir çekimdir aramızdaki? Çoğu zaman bir şeyi diğerine tercih etme sebebim. Alışveriş boyunca raflarda duran onlarca aynı ürünün arasından üzerinde yazılı olduğu ş...
You are no longer following . Undo?